Muharrem ÇELİK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Muharrem ÇELİK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Haziran 2015 Perşembe

Muharrem ÇELİK

ORGANİK AHLAK ( KINALIZADE’DEN İLHAMLA )

Osmanlıdan Günümüze Kişisel Gelişim - 3

Evlenilecek Bir Kadında Hiçbir Zaman ve Mekânda Değişmeyen Özellikler


Evlenilecek bir kadında hiçbir zaman ve mekânda değişmeyecek şartlar:
Bir: Din. Din örtü ve iffeti gerektirip kanaat ve yeterliliğe sebep olur.
İki: Akıl. Aklın bulunduğu yerde anlaşma vardır. Ahmak kadını nikâhlamayınız. Sohbeti bela, çocuğu ziyandır.
Üç: Denklik. Bununla yardımlaşma ve bereket ortaya çıkar. Bir Arap filozofun oğluna nasihati: “Sakın dış güzelliğe duyduğunuz sevgi sizi denklik istemekten men etmesin, arzularınıza yenilip düşüncesizliğe uymayın, çünkü düşük insanlarla nikâh nesebinizdeki şerefi giderir.”
Evlenmek isteyen kişiler din, iffet ve güzel huy ve günahsız olanları tercih etmelidir.
Bunların dışında başka özellikleri tercih edenler de olur:
İnsanların bir kısmı mal ve mevki sahibinin kızını alarak onun vesilesiyle makam ve mevki elde etmek ister. Bazıları malı ve çeyizi çok olanla ilgilenir. Mal ve mevki elde etmek için evlenen bu kişi hüsrana uğrar. Çünkü mal ve mevkie vesile olacak şahıs ya vefat eder ya da görevden el çektirilir. Mal için evlenenin zengin sandığı kişi ya fakir ya orta derece çıkar. Ya da eşine vermekten kaçınır, kişinin ondan borç olarak dahi faydalanması mümkün olmaz.
Bazısı da dış güzelliğine,
gösterişliliğine, semizliliğine yönelir. Güzelliğine âşık olduğu kişi ile evlenenler de aşkın gidebileceğini hiç akıllarından geçirmezler. Ama zamanla insan tabiatı başkasına meyledebilir. Netice olarak kavga ve tartışmaların sonunda ayrılık gelebilir.
Menfaat umarak evlenen kişilerin dünya kurulduğundan beri -ilahi adalet olarak- cezalandırıl-dıkları ve tercihlerinde boşa çıktıkları görülmektedir. Buna karşılık din, iffet ve ahretteki iyiliği düşü-nenlere Allah’ın yardım ettiği, zenginleştirdiği, iyi niyeti ile fakirlikten zenginlik ve servete, aşağı dere-ceden makam ve mevkie yükselttiği görülmektedir.
Peygamberimiz (ASM) şöyle buyurur: “Kadın malı, güzelliği, soyu ve dini için nikâhlanır. Sizin üzerinize düşen dini için olanı tercih etmenizdir.”
Özetle:
Evlenilecek kadında iffet, din, akıl vazgeçilmez şart olarak karşımıza çıkar.
Evliliğin esas gayesi neslin devamı olduğuna göre kadının doğurgan olması da önemli bir şarttır.
Kadının bekâr olması önemli bir tercih sebebidir.
Bir kadının soyu güzelliğinden daha öndedir. Güzellik bunların yanında ek bir fazilet olarak aranır.
Sırf güzellik sebebiyle yapılan evliliklerin getirdiği kötülükleri görüp çok güzel kadını da tercih etme-mek gerekir. Kadının güzelliği, çirkinliği sebebiyle eşini nefret ettirmeyecek, eşinin sevgisinin artması-na yetecek kadar olması gerektir.
Sadece mal ve mülk veya mevki makam için yapılan evlilikler en istenmeyen evliliklerdir. Çünkü bu durumda kadının aile içindeki konumu güçlü olacak buna karşın erkeğin konumu düşük olacağı için evlilikteki düzen ve intizam bozulacaktır.
Aile içinde erkeğin idareci kadının yardımcı konumu son derece önemlidir. Çünkü aile düzeninin bo-zulması âlemin bozulması anlamına gelir.

İnsan bu ölçüler içinde Allah rızasını umarak ve kendisini haramdan korumak amacıyla evlenmelidir. Bu şekilde Allah’ın yardımına kavuşur.

4 Haziran 2015 Perşembe

Muharrem ÇELİK



ORGANİK AHLAK ( KINALIZADE’DEN İLHAMLA )

Osmanlıdan Günümüze Kişisel Gelişim - 2

Evlenilecek Kadında Aranılan Özellikler

Bir kadının evlilik için uygun ve iyi bir eş olduğuna işaret, ev yönetiminde eşine yardımcı ve ortak olması, eşinin olmadığı zamanlarda malını ve ailesini korumasıdır.
Eşi yanındayken zor işlerde öğüt verici ve danışman, kötü zamanda teselli edip arkadaş olandır.
Kadına aile reisliği görevinin verilmemesi onun başaramayacağından değil, kadının aile yönetiminde erkeğe ortak ve yardımcı olmasının daha uygun olacağındandır.
Kadınların en faziletli ve en mükemmeli akıl, din, iffet, namus, edep, haya, eşine sevgi ve samimiyetle vasıflanmış olandır.
Kadınların en faziletlisi eşinin rızası olduğu şeyleri kendisi için önemli sayan, namusunu korumayı en büyük arzusu bilendir.
Kadınların faziletlisinin zıddı dili uzun, hakkı bilmez olan kişidir. Maalesef dili uzun, hakkı bilmeyen kadınların çok olduğunu belirtmeden geçemeyiz.
Bekâr bayanla evlenmek dulla evlenmekten daha uygundur. Çünkü edebi ve eşine uyup boyun eğmesi ve onun güzelliğine bakması bekârda daha fazladır.
Erkek kendisiyle makam ve mevkide dengi olmayan kadına rağbet etmemelidir.
Erkek, kadının çok malı, parası, kiragelirleri, tarlaları olduğu için kadına evlilik teklifi yapmamalıdır.
Çok mal mülk sahibi olmak kadının üstünlüğüne ve evde hâkimiyetine sebep olur. Ev yönetimi ile ilgili işlerin bozulmasına sebep olabilir.
En uygun (Saliha) kadın yukarıda sayılan güzel özelliklere sahip olduktan sonra, güzellik, iyilik, itibarlı kişilere yakınlık, zenginlik ve servet sahibi olmaktır. Bu nitelikteki kadınla evlenen erkeğin Allaha sayısız şükretmesi gerekir. Bazı âlimler Rabbena duasındaki “Bize dünyada ve ahrette güzellikler ver.” sözündeki dünyadaki güzelliğin bu özellikleri taşıyan bir eş olduğunu söylemişlerdir.
Bütün güzel özellikler bir kadında aynı anda bulunmayabilir. O zaman akıl, iffet ve haya sahibi kadın tercih edilmelidir.
Sırf güzellik, asalet, zenginlik, yüksek kazancı olma gibi özellikleri olan bayanların tercih edilmesi üzüntü ve yorgunluğa, belki de helak olmaya sebep olup din ve dünya işlerinin bozulmasına sebep olup din ve dünya işlerinin bozulması ihtimalini ortaya çıkarır.
Geçmiş zaman âlimleri sırf güzelliğinden dolayı evlilik teklif etmemek gerektiğini söylerler. Çünkü güzellik ve iffet bir arada az bulunur. Güzel kadını, arzularının peşinde koşan pek çok insan ister. Eskilere göre kadınlarda zayıf akıllı oldukları için bunlara kanıp doğru yoldan çıkarak arzularına uyarlar.
Çok çirkin kadından da kaçınmak gerekir. Kadın çok çirkin olunca nefsi onunla kanaat etmez ve haram olan başka kadınlarla ilgilenmekten ya da çirkin olan karısının ölümünü dilemekten kendisini alıkoyamaz.
Aşırı çirkin ve aşırı güzel kadından kaçınmak gerekir. Her şeyin ortası iyidir.

21 Mayıs 2015 Perşembe

Muharrem ÇELİK


ORGANİK AHLAK (KINALIZADE’DEN İLHAMLA)

-Osmanlıdan Günümüze Kişisel Gelişim-1

Para kazanma yolu dörttür:
1.Ticaret
2.Sanat
3.Ziraat
4.Maaş

Fesadın az, âlimlerin çok olduğu zamanda ticaretle uğraşmak daha faziletlidir.

Bozuk akdin (yalanın ve hilenin MÇ.) çok olduğu zamanlarda mala şüphe geldiği için ziraatla uğraşmak daha faziletlidir. (Şimdi hilenin en büyüğü tarımda dönüyor: GDO’lu, hormonlu ürünler… MÇ.)

Hükümdarların ticaretle uğraşmaları hoş değildir. Bu durum hükümdarlara yakışmayan aşağılık bir iştir.
Osmanlı toplumunda ticarete bakış o kadar olumsuz bir hal almıştı ki, Osmanlının daha sonraki dönemlerinde ticaret ve sanat sanatla meşgul olanların hor görülüp küçümsendiğini ve ticarete atılan gençlerin makam ve mevki sahiplerinin kızlarıyla evlenemediklerini öğreniyoruz.

Mal kazanırken üç şart gereklidir:
1.Zulüm ve haksızlıktan kaçınmaktır. Oyun ve hile ile başkalarından mal kazanmak gibi.
2.Ar, ayıp ve uygun olmayan yollardan kaçınmaktır. Maskaralıkla mal kazanmak gibi.
3.Alçaklık ve zilletten sakınmaktır. Bahane ile ayartmakla kazanmak gibi.

Bir sanata girince o sanatta kimsenin kendisinden üstün olmayacağı şekilde yetenekli ve hünerli olması gerekir. (Ülkemizde maalesef diploması olan ama sanatı olmayan insanlarla dolu. Eğitim ve öğretimdeki hedef sanatı öğretmek olmalıdır. MÇ.)

Sadece mal kazanıp kendisiyle ailesinin geçinmesiyle yetinmeyip sanatını iyi sağlam öğrenmelidir.
O sanatı satın alan kimse tam olarak hoşnut olmalıdır. Sanatını satan kimse hile ve aldatmadan kaçınması gerekir.
Müşterinin hayır duası ahirette kurtuluşa ve rızkın bereketine sebep olur. Müşterinin bedduası ahirette ceza ve bereketin kaybolmasına nedendir.
Kuyumculuk ve nakkaşlık gibi dünya ziyneti ile ilgili sanatlarda usta olmak için uzun zaman geçmesi gerekir. Bu nedenle bu meslekler vakit kaybına neden olur. Bunu telafi etmek için usta olduktan sonra kalan ömrü ibadetle geçirmek veya kazanılanı sadaka vermek daha faziletlidir.
İnsanın dünyada bol rızık kazanması rağbet edilen bir şeydir. Bunun en güzel yolu da sanat yoluyla kazanmaktır.
Sanat helal kazanca, iffetli bir yüze ve bedene sebep ve aracı olur.İnsanın eliyle kazandığı (el sanatı) sayesinde hırsızların, zalimlerin ve ona yardım edenlerin huyu olan büyüklenmekten sıyrılır. Dilencilik gibi bir rezillikten ve arsızlıktan kurtulur. (Bazı ülkelerde eğitim işte bunun tam tersi. Sanki devletin kapısında, bir zenginin kapısında dilenmek için programlanan nesiller yetiştirilmekte. MÇ.)

Gasp, zülüm, insanı azarlamakla elde edilen mal görünüşte çok olsa bile gerçekte bereketsiz ve azdır. Zulüm ve dilencilik yapmadan kazanılan mal görünüşte az olsa bile gerçekte bereketli ve kıymetlidir.

Sanatın ve el işçiliğinin ziraatla beraber revaçta olması ticaret gibi vurgun, talan ve batıp gitme tehlikesi yoktur. Kararlı ve sabır isteyen bir kazanç yoludur.

7 Mayıs 2015 Perşembe

Muharrem ÇELİK



GÖR Kİ NE SEVDA

Beni candan usandırdı cefâdan yâr usanmaz mı
Felekler yandı âhumdan murâdum şem’i yanmaz mı
Fuzuli –ruhu şâd olsun-

Sitem ki yalnız sevdiğine yapılır. Sevgilinin sermayesi ise eziyettir. Ne sıkıntı biter ne sevgi azalır. Sevgi ki içtikçe kanamazsın, yandıkça da içersin. Sevgili bazen tendir, bazen candır. Sevgili bazen de tin(ruh)tur. En zoru da tinseldir. Ne can bırakır, ne canan. Eziyeti hiçbir zaman bitmez. Hiçbir zaman. Eziyetin, sıkıntının, düşkünlüklerin bir son bulması gerek.  ”Tahammül mülkünü yıktın Hülagü Han mısın kâfir / Aman dünyayı yaktın ateş-i suzan mısın kâfir.” Amma tahammül deryası tükendi. Türlü türlü feryatlar, ilençler gönlümden kopar ruhumu kavrar. Dünyaları yakan iniltiler, veballer Eskimo soğukluğunda gönül Sibirya’sında buz kesilir. Ah ki âh!
Aşk sıdktadır. Sadakat şühedadan öndedir. Sadık aşık türlü imtihanları başarıyla geçmesi gerekir. Sen ki gönlü yanan insanları ferahlatıcı nefesinle tedavi ettin. Hüsnünün parıltıları şule şule göz aydınlığı verdi onlara. Vah bana! Yandıkça yandım. Billahi de kanamadım. Küllerim göğe savrulacak neredeyse. Şifa vermeyecek misin bana artık? Yoksa beni âşık-ı sadık olarak kabul etmiyor musun? Beni dertsiz mi gördün? Beni senin yolunun delisi kabul etmiyor musun? Ben senin yolunun sadık bendesiyim. Beni sana yanlış tanıttı gönül aynam. Yanlış tanıttı yalancılar, iftiracılar, zahidler.
Bezm-i elestte kavilleşmiştik. Lakin ben sözümde duramadım. Bu ayrılık, beni mum gibi eritip tüketiyor. Yanan yüreğimin ateşini ağzımdan çıkan ahlar daha da artırmaktadır. Yana yana ne yürek kaldı ne gönül. Ağlama geçti, sitem ettim, tükendi, âhlarım bitti. Gayri gözlerim ağlamaktan kan döker hale geldi. Bütün inlemelerim, feryatlarım sonucu nazarlar bana çevrildi. Herkes bana acıdı. Lakin sevgili de bir değişiklik olmadı. Bilmem ki benim bu kara bahtım değişir mi?
Mevsim bahardır. Bahar şiddetli olur. Senin için çöllere de düşülür, Kerbela’dan da geçilir. Baharda sular boz bulanık akar. Benim gözyaşım kanlı akmış, bunda ne gariplik var. Bu yolun yolcusu her mihnete razı.
Ben kendi başına buyruk biriydim. Benim hiçbir şeye düşkünlüm yoktu. Sonra sen bini divane eyledin. Aklımı başımdan aldın. Benim bu yazdıklarımı ayıplayanlar gün gelip bana hak verecek. Züleyha kendi çalışanı ve kölesi olan Yusuf’a aşıktır.  Züleyha’nın çevresindekiler de bir köleye âşık olduğu için Züleyha’yı eleştirirler. Bir gün Züleyha aşkının büyüklüğünü ve Yusuf’un güzelliğini kanıtlamak için onu eleştiren bayanları davet eder. Hepsine birer bıçak ve portakal verir. Misafirler portakalları soyarken Yusuf’un içeri alınmasını ister. Yusuf’ u gören misafirler onun güzelliği karşısında şaşkınlıktan hepsi bıçakla ellerini keserler. O zaman anlarlar ki Züleyha Yusuf’a âşık olmakta haklıdır. Bu güzellik karşısında kayıtsız kalmak mümkün değildir.
Çılgın âşık içindekileri boşu boşuna döküp saçmıştır. Halka durduk yere rezil rüsva olmuştur. Bu öyle bir sevdadır ki ne derdi biter ne dermanı bulunur.


23 Nisan 2015 Perşembe

Muharrem ÇELİK


Hasret Denizi

Gittin ammâ ki kodun hasret ile cânı bile
İstemem sensiz olan sohbeti yârânı bile
Neşati

 Güneş insanın içini yakmayadursun. Soğuklardan silkinir saçlarındaki kırağıyı temizlersin. Pencereden yüzüne, ellerine güneş fulya çiçeği rengi sarı ışıklarını gönderir. İşte o an “demir attım yalnızlığa/bir hasret denizinde” sözlerini mırıldandığını fark edersin. Bu bir hasret şarkısıdır. Güneşin bedeni ısıtması, parlak gökyüzünü seyretmek birden girdaba dönüşür ve eskiden mutluluk veren ne var ise yokluğunda zehire döner.

Göz aydınlığı kayboldu. Her tarafta kızılca kıyamet kopmakta.  Hasret koru, yokluk ateşi kül etmekte senle güzel olan her şeyi. Bahar rüzgârının hasret küllerini savuruşu kıpkızıl közü yakar. Rüzgâr seni gönlümden sökmeye uğraşır da uğraşır. Bir zamanlar senin etrafında pervane bir bülbül iken senin yokluğunda güllerin sümbüllerin açılışını görmek içimi acıtıyor.  Gül, bülbül, sümbül. Hepsi bana seni hatırlatıyor.

Hasret bir dert oldu. Gönlümü konak eyledi. Ama bu dert gönüle sığmıyor. Fırtına oluyor, kasırga oluyor. Öyle bir gönlümden ah edeyim ki âhımın ateşi güneşi yaksın küle döndürsün. Gökyüzünde insanlara mutluluk veren parlak güneşi tersine çevirsin âhımın rüzgarı. Kıyametler kopsun her yanda. Hasret zindanlarını içine gömenler mahşer meydanında yitik sevdalarına kavuşsun.

Yeter artık hasret nârına canlarının bu kadar yanışı. Sevda nağmeleri dillendiren bu hüzünlü bülbül hasret dikenini yuttu. Züleyha bile gönül sahibinin gömleğini çekiştirebiliyordu. Oysa ben artık biliyorum ki hiç ümit yok. Ayrılık dikeni ta yakamdan eteğime kadar gönlümü yırttı. Sen gittin. Gittin fakat gönlümü hasretinle de bıraktın. Bundan sonra ne sohbet isterim ne dost meclisi isterim ne muhabbet
isterim. Dilim lâl kesildi. Kelimelerim tükendi. SUSTUM.

9 Nisan 2015 Perşembe

Muharrem ÇELİK

MEZAR TAPUSU

İki söz:
Mezarımı derin de kazın...
Dünyada mekân ahrette iman.
Zaman, mekân içerisinde anlam kazanıyor. Zaman noktasında sıkıntımız derdimiz bir endişemiz bulunmamakta. Bol kepçe kullanıyoruz. Ya her şeye zamanımız var ya da hiçbir şeye zamanımız yok.
Son günlerde esas mesele mekânda sanki. Git gide mekânın bir nevi modasında dönüşüm gözlemleniyor gibi. Günümüz “ülkem” insanında ileri derecede toprağa bağlılık arzusu var imiş.
Şimdilerde bazı şehirlerde ölmeden önce mezar yerlerini satın alma telaşı başlamış. Hem de yüksek fiyatlara. Birkaç metrekarelik mezarın fiyatı ne kadar olabilir ki? Bence hiç araştırmayın. Moraliniz bozulabilir. – Ey garip gureba, şöyle huzur içinde ölemeyeceksin herhalde. Ne dünyada rahat ettin ne de mezarında rahat yüzü gördün, ey fukara! - Araba fiyatına mezar yerleri var. Hem de sıradan şehirlerde sıradan yerlerde. İnsanın aklına gelmiyor değil: Bu mezarlık arsalarının komisyoncusu, alsatçısı var mıdır?
Bana böyle bir mezar yeri teklifi geldi. Mezar fiyatları artmadan mezar yerimizi alalım diye. Ürktüm. Ölümün soğuk yüzüne sanki dokunmuş gibi oldum. Tabi almadım. Belki yanlış yaptım. Belki de o mezarlık çok primlenecek ve oraya gömülmek hayal olacak!!!
Eskiden de var mıydı bu işler böylesine? Mezar komşusuna dikkat edenleri görmüştüm. Dualarında temiz, imanlı, mezar komşularını yanına gömülmeyi niyaz edenleri duymuştum. Hala buna öylesine dikkat ediliyor mu bilemiyorum.
Peki, bu işler nasıl olmalı? İnsan ölünce her şey spontane gelişmeli ve öylece gömülmeli. Çocukları, anne babasına son vazifelerini yapmalı.
Saat 3’te mezar tapusu almaya gidecekler. Vücudunda buz yürüyormuş gibi bir duygu. Ne diyelim: Allah sağlık, afiyet, uzun ömürler versin.

N’eylersin ölüm herkesin başında.
Uyudun uyanamadın olacak.
Kim bilir nerede nasıl kaç yaşında
Bir namazlık saltanatın olacak.
Taht misali o musalla taşında.

                               Cahit Sıtkı