Salih HİLMİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Salih HİLMİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Ağustos 2016 Perşembe

Salih HİLMİ

UÇURUM ile ilgili görsel sonucu

SUSKUN

Ben kırılıyordum camlarda
Narin saçlarınsa uçardı med-cezir kaldırımlarında
Yangın hüzünlü fakat avare gölgeler arar
Kırık bir kalp ihanet eder gül kuruyup kalınca

Pervaneler mum ararken
Ben yorgun musibetlerin sancısını çekerim
İçimde esmer sevdalara marş okutulur
İshakkuşları dallara konunca

Sarhoş hançerler elbet paslanacak
Tabutlar denize bırakılırken
Ruhum buruk sultanların postunu alacak
Usandım bahar gözlü uçurumlardan
Yolum hep suçlu, dudaklarım suskun

11 Ağustos 2016 Perşembe

Salih HİLMİ

MİXED MİXED ABSTRACT ile ilgili görsel sonucu

SAVRULUŞ

Köprüler kurayım nehir kıyısında
Yüreğim köz, dağ  uçurumlarına düşer
Muhacir türküler söyle bana
Hepsi hayat dokunuşlu olsun
Artık devir fırında yanma vakti midir?
Nesiller toz olmuş göğe savrulan
Bulutlar kar, yağmur değil gamsızlık döker
O posta güvercinleri yalan taşımaya sevdalı
Büyü hep büyü mayalar çerçeveler
Toz toprak çocuklarından haz çocuklarına
Sis katman katman uzaktan en yakına

28 Temmuz 2016 Perşembe

Salih HİLMİ

FLOWER POT edge of the window abstract ile ilgili görsel sonucu

KENDİ BAŞINA

Pencere önünde bir saksı
Sanki evin kedisi
Hem özgür hem mecbur
El kadar bahçedir yeşerir
Hepsi gibi çiçek açar
Hepsi gibi solar

Güvenli bir limandır pencere önü
Çiçeği, yaprağı , dalları rüzgara açık
Kendi başına bir ada
Seyrederken sokağı
İçinde ne hayaller saklı

Kış gelir eve çekilir
Yağmur, kar yağarken sokakta
İçine bir hüzün çöker
Sokakta ağaçlar güze, kışa boyun eğer
Şimdi saksı derin hayaller kurar
Kış bitince yine çiçeklenir toprağı
Bahar gelende etraf  şen şatır

14 Temmuz 2016 Perşembe

Salih HİLMİ


ON THE WİNDY FOREST SURREAL RİVER ile ilgili görsel sonucu

ORMANDA RÜZGAR

Kumrular ötüyor ormanın derinliğinde
Rüzgar sallar dal uçlarını usul usul
Akar nehir tüm canlılığıyla
Gürültü büyür her yanda
Zaman erimiş, mesafeler kaybolmuş şimdi

Uzar göğe çeşit çeşit ağaç gövdeleri
Mağaralar suskun, sakinleri uyandı uyanacak
Uzak bir tepede kimsesiz ceylanlar koşturur
Bir söğüt altı huzuru indirir semadan iplik iplik
Meyve ağaçları ikramını sunar cömertçe

Kumrular ötüyor ormanın derinliğinde
Sesler, yeni renkler katıyor kendine
Gökkubbe mavi maviyken şimdi siyaha çalmakta
Ve ben, taze ümitler peşindeyim
Çünkü mavilik kaybolmasın yüreğimden

16 Haziran 2016 Perşembe

Salih HİLMİ

secret garden ile ilgili görsel sonucu

SAKLI

Hisarlar gördüm ardında ağaçlar
Meyve meyve durur zamana
En güzel meyveler saklı
Şarkılar tatlanır özlerinde
Yürür geleceğe şarkın çocukları

Kayalar şak şak edecek her filizde
Beton direnir, direnir
Alınyazısı saati yakın
Her boş direniş elbet darma duman olur
Yiğit yiğit sabahlardan
Yiğit yiğit ikindilere

Gaye bayraklar akşamı karşılasın
En güçlü rüzgarlarda bile
Gök parçalanmadan, yer depreşmeden

2 Haziran 2016 Perşembe

Salih HİLMİ

Secret Green Mountain - Surrealism - Middle Earth landscape with surreal floating green mountain, moon balloon, kingfisher, shadow people

ÇILGINLIK

Ziyafetinize devam edin ey robotlar, çılgınsınız
Çatallarınız, bıçaklarınız ne güzelmiş
Şişman adamlar dost musunuz siz?
Çocukları aldattınız kırmızı balonlarla
Şekerle kandırırken uyuşturdunuz
Gündüzleri gece ettiniz soyguncularınızla
Mücevhere doyamadınız
Sihir her yanınızı sarmış
Abarttınız bayım, cüsseniz kurbağa
Fillerle yarışıyorsunuz sarhoşsunuz, ayılın
Ne vakit size elveda diyeceğiz?
Gözlüklerinizi takın okuyun haberi
Masallar anlatılıyor her gün büronuzda

Gitarımı getirin size Fransız soneler okuyayım
Psikologlarınız ruhunuzu tartsın
Açılın anlatın, bunalmışsınız
Gözlükleriniz ne okuyor bayım?
Rekorlar kitabında size müstesna bir yer
Bir coğrafya nasıl tarumar olur?
Evet silindir operatörü olsaydınız
Ne iyi olurdu!
Hiç olmazsa helal ekmeğiniz olurdu.
Hem böyle kırmızı  asfaltta yürütmezdiniz
Biz siyah asfaltta daha bahtiyardık.

19 Mayıs 2016 Perşembe

Salih HİLMİ


MAHALLE UÇURUMU

Kırmızı karanfiller düştü mahalleye
Sokaklar kırmızılar giyindi
Korkusuz yıldızlar söndü bu yerde
Sen tuhaf hayallerinde yittin

Mahallede uçurumlar doğurdun
Senin yolun hep arzu çeşmeleriydi
Gözün akbaba gözü sanki
Ürküttün gülü, bülbülü

Neşe mahalle kokusuydu
Sevda yayılırdı çiçeklerde
Bahtiyardık küçük insanlar olarak
Yaşardık, koklardık neşeyi ve sevdayı her daim

Bir kış günüydü mahallede
Hicran bulutları taşıdın umarsızca
Sustum, anlatamadım hatırlarsın
Sözlerin bir bombaydı, düşünmedin

Günler yıl oldu bana
Bir kibrit ateşledin mahallede
Nice ağacı yaktın sinsice
İtiraf et kendine, değişmişsin

Bırak bu mahalleyi, bulutları kuruttun
Kuraktır tüm çevre, her köşe
Cümle bulutla ruhum gamlıdır benim
Git uzak bir mahalleye, bekle akıbetini

5 Mayıs 2016 Perşembe

Salih HİLMİ


KULCUK

Üretirsiniz kulcuk üretirsiniz
Putların şafağıdır yine, yeniden
Kuluçka makineleri seri üretimde
Pulcukla kulcuk enflasyonu
Kalite derdiniz yok
Pulcuk çoksa problem mi var?
Ah ne çok zenginsiniz siz!
Atarsınız yemlerini berhudardır hepsi
Bitmiyor çağın oyunları
Bu putçuklar pulcukla kulcuk bulur durur
Kurusun kuruntunuz, sussun putunuz
Şuurunuz ruhunuzu tutsun





21 Nisan 2016 Perşembe

Salih HİLMİ



KELİME YÜKÜ

Şimdi kış çocuğum
Ağaçlar kupkuru
Bak uzaklarda bahar
Başka boyutlarda renkler var
Şimdi kış çocuğum

Etraf buzdan hapishane
Zemheri artık, paltosuz çıkma şehre
Zemin kaygan, yol sanki cam
Gölgen üşüyor güneşte
Etraf buzdan hapishane

Beyazdan siyaha bir seyahatteyiz
Kar tanesinde çığ görürüz
Bir çiçekle düşteyiz baharın
Tek kelimeye destan yükleriz
Beyazdan siyaha bir seyahatteyiz

7 Nisan 2016 Perşembe

Salih HİLMİ

 

VOLKAN GRİSİ

Pirim, sende dert çok;  ama hayat da cazip renkli oyuncağı gani dünyanın.
Arkadaşım bir drone almış, Suriyeli çocuklara onunla pizza dağıtacakmış.
Hem karınları doysun hem şaşırıp mutlu olsunlar diye. Ne insanlar var!
Hayat yeni senaryolar yazıyor bana.
Bir gün fight clup, bir gün matrix, bir gün battal gazi, başka gün çağrı filmindeyim.
Kimi zaman tambur dinliyor ama aklım hep Brahms’ın konçertosunda.
Pirim peki sen Farjad’ın ağlak parçalarını hiç dinledin mi?
Pirim ben günahkarım, sen hakkaten mübareksin.

Günahlarım lime lime.
Üzülürüm, ama tövbeyi çok unutuyorum.
Kasa kuyruğuna girerim hep birilerine sıramı veriri, acırım onlara.
Hesap vermekten korkuyorum Pirim.
Benim alışveriş arabam hep doluydu, hesabım da zor.
Pirim senin kredi kartının bonusu yok mu?
Bana bir iyilik etsen
Tövbe, tövbe…
Bence de tövbe!

Bazı arkadaşlarım yurtdışında.
Oralar daha insanmış hem de topraktan.
Burası hep robot olmuş.
Bazen makine yağı içmek istiyorum.
Pirim hani ben Pinokyo’ydum, tahtaydım?
Ne ara mekanikleştim?
Ahh Nazım, bunlar hep senin kafandan çıktı.
Hepimizi makineleştirdin, ortalıktan kayboldun.
Pirim bazen küfrediyorum, ağzım bir tuhaf şimdi.
Gıybet, dedikodu gırla.
Pirim ben neden böyle dertlere duçar oldum?
Mevla beni affeder mi?

Pirim camekanlara bakamıyorum caddelerde.
Hep dünya ışıltısı, kaptırıyorum kalbimi onlara.
Pirim, ben ötede böyle dünya eşyaları mı sergileyeceğim?
Bir arkadaşım var, adı Göksel.
O çok iyi, şımarmamış.
Bana ümidini kaybetme diyor.
Pirim geçen gün gözlüğümü kaybettim, artık dünyayı başka görüyorum.
Hep gözümün önündeydi halbuki.
Ümidimi de çalmışlar, nasıl bulurum? Pirim, sen söylesen…

Günahlarım her yıl yeni bir dağ doğurur
Ve her dağ, yeni bir volkan.
Dumanı sağa sola savrulur.
Pirim, söyle ben bu sıradağları öte aleme taşırken yorulmaz mıyım?

24 Mart 2016 Perşembe

Salih HİLMİ


KAYIP SÜKÛNET

Duvarların ötesinde yeni bir alem
Bin şimdi hayal bulutlarına
Gözler kapıdır, ruh semasına
İçte evrenler gizli, sırlı evrenler
Zaman halka halka
Binlerce an, binlerce ben
Düne köprü kur, yarına kanat aç
Bugünde gez, düşme dipsiz zamana

Ah akıl, ruhu kavrayamadın dağınıksın
Kayboldun labirentte, yok mu haritan?
Parçaladın kalbinin duvarlarını nafile
Dünya kandırdı, sürüklendin bir o yana bir bu yana
Şaşırdın bu kadar maskeye, bakışa
Ve aldandın, yazık!
Hani o masumiyet?
Anıların, soruların, acıların, rüyaların
Bir anka kuşunun kanadında ve uzaklarda
Parça parça tarihin, parça parça sen
Hep helezonik daireler peşindesin
Yitti ve gitti mazin

Yine ve yine nice derdin takibiyle düştesin
Ateşte yürür, Firdevs hayaliyle gezersin
Felek bin bir piyesle deli elbisesi giydirir

Artık sükûnet yağmuru yağsın ruhuna
Yağsın da kalmasın kuraklığın
Aş uçurumları, kur yepyeni bir dünya
Karanlığın saltanatına son ver
Ümit fidanları dik, sula hüznün yaşlarıyla
Sabret, yıkılma.
Devril, bir daha devril, vazgeçme.
Birleştir hayatın tüm yapbozunu
Gör içindeki ışığı
Büyüt daha iyi büyüt kalbinin ışığını
Dağıt insanlığa
Kurulsun ışığında nice ümranlar


10 Mart 2016 Perşembe

Salih HİLMİ


SİVRİSİNEK

Kör, topal sivrisinek kör, topal
Muhakemesiz, Nemrut’un beyninde fısır fısır
Döner minik varlık kafatasında Nemrut'un
Kerpiç yaptın halkları kulene 
Zift ettin sözcükleri, kule muhkem olsun derdiyle
Yedi kat çıktın göğe, ne gördün orada ey şaşkın?
Kepaze sultan yazıldın tarihe
Ok çekerken göğe maskaralıkta sınıf atladın
Bir rüzgar, bir sel yıkarken kuleni
Karıştırdın tüm halkları birbirine
Nemrut de bana, hangi yarım tilkiler yoldaşın?
Kezzaplı tahtın mümessili Nemrut
Güneşi batıdan doğuramadın uğursuz.

Korkmadın mı İbrahim ateş denizinden?
Mancınık, utanmadın mı ağacından?
Siz ey halk, taşırken odunları aylarca
O ateş size değmez mi sandınız?
Alevler arlanırken yakmaya, insanlar harlandı yakmaya.

Kör, topal sivrisinek kör, topal
Fısır fısır dolaşır kafatasında
Döner sinekçik, tat acıyı Nemrut
Hani can verir, can alırdın
Ufak, zayıf sivrisineğin kölesi
Vur kafanı taştan duvarlara
Durulmaz kafan, susmaz fısırtı
Tokmağı vururken dostların
Rahatladın bir daha rahatladın
Vah ki vah Nemrut durmadı fısırtı
Taze bir tokmak daha arzuladı ruhun
Parçalandı, paramparçaydı artık kafatasın
Kör, topal sivrisinek feda etti kendini uğursuza
Nemrut sana ağıt yakmasak da sivrisineğe ağıt borcumuz olmaz mı?

25 Şubat 2016 Perşembe

Salih HİLMİ

Vladimir Kush
NEFTİ ZAMANLAR

Mantık savaşları yeni bir volkan doğuruyor
Ketum adamlar yüksek koltuklardan düştü
Kargalar boy aynasında kartal düşü görür
Rap rap gelir nefti bir zamanda sultan

Uzun yapraklar sarardı tropikal ormanlarda
Yasak meyvelerle esrik kafalar sır tutamıyor
Tankla yola çıkan şifasız dertlere müpteladır
Gardiyanlar dar zamanlar umarken
Düştü talihlerine hanümanlar, kör heyecanlar

Hüsnü zan şafağında beklerken safiyane
Holigan koroları iğrenç senfoniler tutturmuş
Nefret üretilmiş gün yüzü görmeyen atölyelerde
Lacivert gemiler cesur okyanuslara ümitle açılır

11 Şubat 2016 Perşembe

Salih HİLMİ


NEFESİ KESİLEN BULUT

Acının kederi gözlerimi çiviledi duvara
Ölüm darbeleri çılgın bir şarkıdır zihnimde
Ruhumu süpüreyim gözyaşı tuzuyla
Yalnızlık kasırgası uçursun beni uzak dağlara
Zambaklar açılır dimdik dağ uçurumlarında

Atım yoruldu bozkır akşamları bitmiyor
Dar zamanlara erdim, yaşım gençtir benim
Cennetin ırmaklarından bir tas su getirin
Bana sonsuz merdivenler bayramdır
Tırmansın nefesi kesilene kadar inanan bulutlar

Eski ağrılarım nüksediyor şubat gelince
Arıları özlüyor, güneşi onlara saklıyorum
Heyecanım köpürmüyor şimdi, cesur değilim
Eflatun tayyareler uçuruyorum ermiş ülkelerine

Kalbim yaşlandı dilsiz olmak istiyor, vızıltılardan ürpermiş
Küçülsün kalbim, uyku denizlerinde yolculuğa susamış

28 Ocak 2016 Perşembe

Salih HİLMİ


KUNDURA ÇAMURU

Gıcır gıcır kunduranla
Gıcırdayan hayatı adımla
Sular kaplamış sokakları
Kunduran pırıl pırıl adamım
Çamur olacak çamur
Uyanık kal uyanık
Bağcıklarına bak dolanmasın ayakların
Karışmasın sağın solun
Yıkılma sonra hızlı adımlarında, koşar adımlarında

Toz kalktı çatılardan, çamur kaplamış yapıları
Yapılar dağlarla yarışır
Bulutlara karışır sabahları, akşamları
Koca koca bloklar
Barınağımızdır taş kovuklar
Kapkara bulutlar kat kat, yıkılır
Maskaralık alkışlanır burada
Ardından çullanılır yıkılana

Kaybolmasın umudun
Yukarı bak, ta yukarı
Orada bambaşka yıldızlar
Yaşanılır koca yıldızlar
Ancak uzak, çok uzak
Varsak da korkutucu
Muammadır uzak yıldızlar
Hayat bulmacamızın yanıtları artık başka boyutta

14 Ocak 2016 Perşembe

Salih HİLMİ

John Brosio

TAYFUN

Çekirdeğe gidiyoruz ta çekirdeğe
Dönüyoruz, ha dönüyoruz
Nasıl bir dönüşteyiz böyle?
Denizler yükseliyor, denizler yürüyor
Taştan kuleler titriyor rüzgarla
Gökte yıldızlar hazan yaşıyor
Kasvetli küre avangard yörüngeler keşfinde
Gangster heyulası kaos faciasıyla esrik
Otağı sakin çasar, avenesiyle taşkın hayaller avında
Akvam çasara kurban
Atılır muttasıl kıpkızıl volkana, ütopik halüsinasyon adına
İtirazcı, sana taptaze linç sillesi

Susalım, efsunlu sanki taraftar
Maç kabusunda fikstür icrasında şaşkınız
Taraftar coştukça coşar divane hareketlerde
Ah amigolar, deli amigolar tezahüratınız durmuyor
En kaçık sloganları ürettiniz böyle
Atıyorsunuz golleri nefes almadan
Ancak her gol kendi kalenize
Gözler değil akıl ve irfan kurumuş

Tufan patladı deniz yaklaştı
Taştan kalelerde dalgaların gölgesi
Kasırga sallıyor süs ağaçlarınızı
Yıkılıp gitmekte birer birer meydanlar
Kasıp kavurur tayfun, tahtlar yalpalıyor
Kaleme ışıktan mürekkep çekilmiş
Eski dünya parçalanırken yeni bir dünya filizleniyor


31 Aralık 2015 Perşembe

Salih HİLMİ



TAMAHKÂR YAMAKLAR

Gece büyüyor, karanlık büyüyor çocuk
İshakkuşları susmuş, yarasalar bîhuş
Ateş sarıyor şehirleri
Trajedi, büyük gayyalar peşinde
İfritler yıldızları örterken göğümüzde
Kuşlar kaçıyor ve sabah ne vakit?
Labirentte kaybolan körleriz şimdi
Topal korsan çolak korsanla ortak
Yelkenler kırılacak, gülleler art arda atılırken
Gudubet simalar köhne fikirlerle sarhoş
Küpçüler hüpletirken yetim diyarı
Değnekçi müstebitler, ahaliye kreatör sevdasıyla mahmur
Kripto klan mensupları bodyguardlarına bakar
Bodyguardlar topuzla vurma tutkusunda
Tamah yakıcı tamah
Düşkünlerin zincirinden kopamıyor
Çek hepsini ardın sıra
Remilci bak sen de fallarına
Yalanlarınla avut, uyut her birini
Ah cellat, baltanı kim biledi böyle?
Ruhumuz bunca cürme dayanmaz artık
Ancak hatırımızda şair
“Çok görmüşüz zevâlini gaddar olanların
 Hengâm-ı fırsatta dil-âzâr olanların”

17 Aralık 2015 Perşembe

Salih HİLMİ


DEVRAN

Helvanız bitiyor bayım, işte son kaşıklar
Divitiniz kuruyor kış gelince
İmbat istediniz poyraza kaldınız
Şimdi zemheri ve zartanız gülünç
Cemiyetiniz mualla değil mecbur
Bulamaç hevesler kapitale teslim
Edvarınız firavunun ehramıyla yarışır

Smokin giymişsiniz bayım
Penguenler cılk çıkanı sevmez
Uçarı taşeron raksları bilmez onlar
Kutup sınırında pürşevk hepsi
Müsadere tellalına prim vermez hiçbiri

Bayım sizin ne çok lakabınız var
Kayser veya şah
Firavun yahut önder
Çomarlarınız yetinmez yenisini bulur
Çün efedileri kıymetlileri
O ayaktaysa dalkavuk da mümtaz
Nazargahı şef olan rehinenin devranı şimdi
Ancak her devran bitmeye mahkum

3 Aralık 2015 Perşembe

Salih HİLMİ


BEŞİK

Yem atalım balıklara Pinokyo
Boğazlarına koca koca yemler
Zorlasın kursakları
Mürekkep denizlerinde fırtınalar çıkaralım
Sıkılırsak bir fırtına daha patlatalım
Bir doğudan bir kuzeyden
Aaa, hatırı kalmasın güneyin
Ya Batı?
O fırtına anası, zaten doğurur bir tane
Beşiğimizi şiddetli rüzgarıyla sallar
Şimşekler, yıldırımlar ninnimiz artık
Huzursuzluk yorganımız
Biz ortadoğuyuz mirim

Ne çok pinokyomuz var
Burunları uzar da uzar
Güleriz, severiz bu tahta kafaları
Çocuksudur sabıkan
Salıncaklarını hep bir dalga sallar
Zürafa yarışındadır pinokyolarımız
Yüksek topuk giyme sevdası nöronlarında
Saf pozları, Kırmızı Başlıklı Kız saflığı
Kurtlar, hain kurtlar “ham!” yapacak şimdi
Bir ayı da kenarda
Pay sevdası yüreğini sarmış 
Oyuncak ayıcık sandın, ama hep rolmüş

Şef, bu nasıl adalet?
Bir fili dağa yükledin, bir file dağ yükledin
Develer çekildi, artık fil harbi
Bana bir mandolin getirin
Şu kenarda şarkı söyleyelim
Zaman tükeniyor, atlar yorgun
Yeni oyuncular satranç tahtasında
Taşların azaldı Pinokyo
Burnun uzadı, uzadı
Ayağına dolanıyor
Kurbağa prenslerin öküze döndü
Bir daha bir daha oyun kurma sevdası
Ah bu tahta, oyun tahtası kan oldu hep
Pinokyo, Gepetto Usta geliyor
Elinde ateş
Kuklasını yaktı yakacak

19 Kasım 2015 Perşembe

Salih HİLMİ


DALGALAR

En güzel şiiri oku gelen dalgalara
Korkma, dimdik dur, ak dalgalara
Sıradağlar uzansın köpük köpük
Gevrekçe gül dalgalara

Yıllar yıllar evvel, deniz mülayimken
Tutardık uslu dalgalarından
Şöyle bir silkelerdik bulanık deniz halısını
Dibi belliydi sanki
Ahh, sahilinde yürürdü topluluklar sakin sakin
Gökte bulut kıyamı vardı ama ruhlar munis bir kumsaldaydı
Yağmur yağardı sahilde, elimizde şemsiye ne gam
Temkinli bizler, güya bulut tabloları keyfindeydik
Dolunayı sahile indirmiştik
İşte diyorduk dolunay, burada yanımızda
Işıldatıyordu kıyıları, mehtap hülyaları görüyorduk

Sonra deniz çekildi
Bir satranç kuruldu sonra
Maskeler kıyıya vurdu sonra
Piyon, vezir, şah, fil, at ve kale karıştı sonra
Dalgalar büyüdü sonra
Taşlar bir daha dizildi, bir daha dizildi
Oyunlar karıştı, hileli zarlar atıldı sonra
Uğultu uğultu kurudu ruhlar

Dalgalar tsunami kıvamında artık
Vuruyor günbegün kıyıya balinalar
Vah ki, ne konuklara sığınaktı koca koca balinalar
Uzak hırçın dalgalar vururken kıyıda
Kemanıyla Farjad hazin nağmeler çalar bir kaya parçasında
Yer ve gök karışıyor artık
Düzler ters, tersler düz oluyor
Yerçekimine meydan okur nesneler
Balinaların ruhları göğe çekilir, akbabalar yerde tenezzüh eder
Çünkü balinalar, ah balinalar kurşunlanıyor kıyıda
Zaman eriyor avucumda bakır gibi
Ateş olmuşum akşamlarda
Zaman eriyor avucumda

Ahtapot eyvah ahtapot
Kaç kolun vardı senin, kaç kolun?
Her kolunu farklı renge boyamışsın ahtapot
Dalgalara gizlenmişsin ahtapot
Dalgalar büyür de büyür
Bu dalgalar seni de atacak kıyıya ahtapot
Kara kızıl gözlerin elbet bir gün göğe bakacak
Haydi son oyununu kur ahtapot
Dalgalar büyüyor ahtapot, büyüyor
Nuh’un gemisine dalgalar çarpsa da
Kolların uzansa da ahtapot güverteye
Nura hükmün geçmez ahtapot
Ah soytarı ahtapot, yavruların denizi kaplamış
Deniz çekilir ve can çekişirsin bir kıyıda

Şair korkutmasın seni dalgalar
Dalgaların dizgini kimin elinde?
Gör köpükten dalgaların ahirini
Kelamın susmasın şair, susmasın
Ayinler söyle, mezmur oku cesim yığına
Durur dalgalar elbet bir sayhayla
Son dua ve tek narayla